Üniversite hastanelerinde yaşanan personel eksikliği artık görmezden gelinecek bir sorun değil, açık bir krizdir. Sağlık emekçilerinin omuzlarına yüklenen bu ağır yük her geçen gün artmakta; çalışanlar fiziksel olarak tükenirken, psikolojik olarak da çöküşe sürüklenmektedir.
Personeller artık her haftaya belirsizlik ve kaygıyla başlamaktadır. Hangi mesai saatlerinde çalışacaklarını, hangi bölümlere bakacaklarını bilmeden göreve gelen sağlık emekçileri, düzensiz ve plansız çalışma koşullarına mahkûm edilmektedir. Bugün gelinen noktada 3 kişinin yapması gereken işin 1 kişiye yüklenmesi, ne vicdani ne de sürdürülebilir bir durumdur.
Artan iş yükü, bitmeyen mesailer ve yetersiz kadro; sağlık çalışanlarını adeta nefessiz bırakmaktadır. Bu şartlar altında meslek hastalıklarının artması, tükenmişliğin derinleşmesi ve iş barışının bozulması kaçınılmazdır. Buna rağmen yaşanan mobbing, baskı ve adaletsiz uygulamalar kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Sağlık emekçilerini bu koşullarda çalışmaya zorlamak, hem çalışanlara hem de topluma yapılan bir haksızlıktır. Bu düzen sürdürülebilir değildir.
Sağlık hizmetinin kalitesi, o hizmeti sunan emekçilerin sağlığına ve huzuruna bağlıdır. Personel eksikliğinin derhal giderilmesi, çalışma koşullarının insani hale getirilmesi ve çalışan haklarının eksiksiz korunması artık bir tercih değil, acil bir zorunluluktur.
Unutulmamalıdır ki; sağlık sistemini ayakta tutanlar sağlık emekçileridir. Onların yok sayıldığı, yıpratıldığı bir sistemin ayakta kalması mümkün değildir.

